25 Eylül 2017 Pazartesi

IRGAT WİLLE BROWN- a.kadir

                                            IRGAT WİLLE BROWN


Acı eşiğini aştığımız zaman bir kaç seçeneğin vardır. Biri dayanılmaz olanın altında ezilip pes etmek, bir diğeri yüreğinin kenarına iliştirdiğin bir sokak çiçeği.

W.Brown yeteneğini zamanın faustlarına, müzisyen avcıları, satmış bir müzisyendir. Acıdan beslenen Bluez ile ceketinin küçük cebine iliştirdiği gitarı ile pes etmeden yaşamayı seçen bir hüzünseverdir.
Ömrünün sonlarına doğru elindeki tel şey huzurevindeki tekerlekli arabadır. Onu da ellerinden almasınlar diye felçli taktiği yapar. Vel vel vel..Doğuştan bir tiyatrocu olan Brown bu oyunu iyi oynar. Lakin tüm yeteneğini satmış olduğu Bluez avcısı şeytanlar ile kontratı bozmadan gitmeye niyeti yoktur.
Bu kadar yeter. Tahmin ettiğiniz gibi Wille bu işi de halleder.
Peki bizim meselemiz nerde başlıyor bu hikayede?  Wille in bitirmeye karar verdiği yerde bizimki başlıyor..Ruhumuzu satıp akışkan olanın unutkanlığında yaşamak..ya da acının derinliklerini soluyup gülümsemek. Teoriden ziyade tecrübelere odaklanmak bu konuda gülümsemek için daha doğru bir tercih gibi geliyor bana..
Bilmezler bir çiçeğin nasıl büyüdüğünü hayatında bir tohum ekmemiş olanlar. İçindeki tüm gücüne rağmen küçücük zavallı bir görüntüsü vardır çiçek tohumlarının. Ayazda aç kalmış, üşümüş, kanatları işlemez bir serçe gibidirler..Ona inanmanız gerekir gömerken toprağa. Toprak onu parçalar önce. Kabuğunu yırtarken ona yardımcı olsun diye sularsınız.Bunun sizin için önemi ayırdığınız zamandır. Önemsemezsiniz, unutursunuz,güneşi esirgersiniz.Toprağın altında nasıl bir acı ile başbaşa bıraktığını düşünmezsiniz bile..O yine de direnir topraktan yırtarak aldığı çatlamayı gerçekleştirirse tahmin edemeyeceğiniz güzellikte bir yeşşillik ile size gülümser görünür. Çektiği acıyı siz bilemezsiniz.
Yalnız yaşayanların yeşilliğidir o güzellik.Gülerler kendi kendilerine..Siz deli diye tanımlayıp kenara atarsınız..
Willie Brown Mİssisipi de pamuk tarlalarında susuz toprağa gömülmüş bir çiçek idi.
Acılarına gülmeyi öğrendi ve yeniden diriltti kendini. Yalnız bir ruh onun acılar içindeki doğumunu izlerken gülümsedi kimi zaman..Kimi zaman kahkahalar attı..
Doğumu gerçekleştirirken ki çığlıklardı o kahkahalar.
Sevgili Willie,  müziğin ile suladığın bu ruha varolması için yaptığın katkılardan dolayı teşekkür ederim..Umarım bu seni de gülümsetmiştir.
https://www.youtube.com/watch?v=cSmMyTO3XtQ

4 Eylül 2017 Pazartesi

BAYRAM SABAHI ÇOCUKLARI

BİR BAYRAM GÜNÜ
BAYRAM SABAHI ÇOCUKLARI  ile ilgili görsel sonucu

Sevgili babam,
Yaz mevsiminin o serin sabahında gözümden akan uykuyu alan meleksi sesini her bayramda duyarım.
"Oğlum kalk minibüs gelmek üzere".
Tüm çetin yolcuğun ardından, şehrin o kalabalığı arasından o keçileri kovalarken ki halini de anımsarım her bayram.
Pazarda saatler ilerledikçe emeğine olan saygından gözün gibi sakındığın o hayvanları kadirbilmez birine vermek istemediğini de anımsarım.
Bir aracı gelir giderdi. Alıcı getirirdi her seferinde bağırır çağırırdınız birbirinize üç kuruş için. Ben kızardım sana babam.Çünkü bir an önce hayvanları satıp şehrin bayram pazarına gitmek isterdim.
Şimdi anlıyorum seni. O koca burunlu,göbekli aracının derdi sen ya da alıcı değildi .Onun derdi alacağı aracı parası idi. 
Her anlaşmazlıktan sonra benim gözlerime bakar gözlerinle" az bekle hakkımız olanı alıp gideceğiz, istediğin bayramlığı alacağız" derdin.
Ben susardım. Acıkmıştım baba.Şehrin beyaz tırnaklı ekmeğini hayal ederdim sen kavga ederken o akbaba tüccarlarla. Kızardım sana affet.
Bana satttığın hayvanlardan verdiğin parayı da unutmadım babam.Cebime tıkıştırırken onları elini tutup sana sarılmak istediğimi de..
Bir lokantaya gitmiştik.Birer çorba içip kalkmıştık. Sen alışveriş yaparken ben bir ara senden uzaklaşmış ilk korsan kasetimi almış cebime atmıştım.Görmeni istememiştim.Sebebini bilsem de anlam veremezdim.Çok sonra acı deneyimlerle anladım.Kendi dilinde şarkı dinlemenin sakıncalı olduğu zamanlarmış.
Elimden tutup beni pazarcıların yanına götürdüğün zaman sevinçten havalara uçuyordum.Rengini unutmuyorum babam. Mavi bir pantolon almıştın.Seyyardan aldığımız için deneme şansımız yoktu.Boyunu ölçmüş bu olur deyip poşetleyip elime tutuşturdun.
Büyük kapının önünde buluşmak üzere ayrıldık senle.
İçim kıpır kıpırdı.Koynumda yeni pantolonum ne yapacağımı bilememiştim. Fırat kenarında bir kuytu bulup denemek istedim.Bir kuytuya gizlenip açtım pırıl pırıl parlayan pantolonumu kirletmemeye özen gösterip giyindim.Çocukluk bu ya unuttum o an her şeyi bir kayanın üstüne çıkıp akan suya daldım. Bir ara ayağa kalkıp bir kayanın üstüne seğirtmeye çalışırken ayağım kaydı ve suya düştüm.Azgın akıntıdan kayaya tutunup çıktığımda pantolonumun yırtıldığını gördüm. Ağlıyordum.Bunu sana söyleyemezdim.
Eve döndüğümüzde ilk işim annemi kenara çekip durumu anlatmak oldu.
Anneler baba..Anneler her zaman çocuklardan yanadır. Kalpleri ile sevdikleri için mantığın dünyasını pek umursamazlar. Gözlerimden öpüp almıştı elimden pantolonumu.
Ertesi sabah bayram namazı saatini beklemeden yataktan fırladığımda annem pantolonu kurutmuş,dikmiş hazır etmişti.
Tiril tiril parlayan pantolonumu giyip altına çektiğim lastik potinlerimle senin peşinden koşturduğum günü de unutmadım.
Unuttuğum tek şey şu sevgili babam:biz ne ara büyüdük de unuttuk bir pantolon ile mutlu olduğumuz zamanlarımızın da olduğunu.
Ellerinden öperim.